OECD-PISA 2015 Raporu: Mutsuzluğumuz Öğrenciliğimizden Kalma mı?

OECD-PISA 2015 Raporu: Mutsuzluğumuz Öğrenciliğimizden Kalma mı?

Uluslararası öğrenci değerlendirme programının araştırma raporuna göre en mutsuz öğrencilerin Türkiye’de olduğu tespit edilmişti. Sonuç, hiç de şaşırtıcı değil aslında.  Bu durumu açıklayabilmek için Türk öğrencilerin eğitim sistemine dahil olduğu andan itibaren geçirdikleri süreçleri duyuşsal yönden gözden geçirmekte fayda var. İlkokul yıllarında öğrenciler henüz oyun çağındayken seviye tespit sınavlarında birbirleri ile kıyaslanmaya başlıyorlar. Ergenlik sorunlarını sağlıklı atlatmaları gereken ortaokul yıllarında ise liseye geçiş sınavları ile mücadele etmeye zorlanıyorlar.Hemen ardından lisede üniversiteye geçiş sınavı ile aynı mücadele temposuna sürüklenmeye devam ediyorlar.

Fotoğraf1564

Çoktan seçmeli sınavlarda başarılı olmak için soru bankalarının arasında kaybolup giderken, çoğu okulda beden eğitimi, sanat gibi fiziksel ve duygusal gelişimlerini destekleyecek derslerden de mahrum kalabiliyorlar. Sınavlara hazırlanan öğrenciler, başka hiçbir eğitim sisteminde bulunmayan bir ders ve kurs yoğunluğuna maruz kalıyorlar.

Hiçbir diploma gençlik yıllarımızdan daha değerli değil

Üniversite diplomasını alana kadar gençler, çoğunlukla kaygı ve stres yaşıyorlar. Çünkü yolun sonunda iş bulma, iş kurma gibi hayatta kalma sorunları onları bekliyor. İş hayatına atıldıktan sonra enerjilerinin en yüksek olduğu ilk gençlik yıllarının heyecan ve canlılığına bir daha dönemeyeceklerini çok geç farkedebiliyorlar. Diploma almak için çocukluklarından beri çabalayan şimdinin yetişkinleri de hayatından o kadar memnun değil. Aklımıza bir soru geliyor hemen.

Nasıl Mutlu oluruz?

Eğitim sistemini kökten değiştirmek çok güç belki ama her öğrencinin sağlıklı iletişim kuracağı bir büyüğünün desteğini almaya ihtiyaç duyduğunu gözardı edemeyiz. Bu desteği vermesi gereken kişiler,  öğretmenler, okul psikolojik danışmanları ve aileler olabilir. Ayrıca, sanat, spor ve sosyal etkinlikler okul programlarında daha fazla yer almalı.Tüm bunların yanı sıra anı yaşamanın kıymetini bilmek ve çocuklarımıza da öğretmek de gerekiyor.  Çünkü çocukluk, ergenlik, gençlik, ilk yetişkinlik dönemlerinden her insan sadece bir kere geçebiliyor.

Yetişkinler ise dostlarıyla, arkadaşlarıyla, ailesi ile daha nitelikli zaman geçirerek ve herşeyden önemlisi insanları severek daha mutlu olabilirler. Ayrıca insanlar psikologlarında sürekli dile getirdiği gibi çalışıp, başka insanlar için faydalı birşeyler yaptıklarında da mutlu oluyorlar. Kişinin hangi meslekten olursa olsun, yaptığı işte başkaları için faydalı bir hizmet verdiğinin farkında olmasının yanı sıra; çocuklarına yemek yapmak, kimsesiz bir çocuğa yeni bir kıyafet almak, komşuya yardım etmek, yaşlı bir tanıdığımızı ziyaret etmek de bir hizmettir ve tüm bunlar insana kendini mutlu hissettirir.  Yani kısacası mutlu bir toplum için; sevmek, üretmek ve anı yaşamak gerek sadece.