OECD-PISA 2015 Raporu: Mutsuzluğumuz Öğrenciliğimizden Kalma mı?

OECD-PISA 2015 Raporu: Mutsuzluğumuz Öğrenciliğimizden Kalma mı?

Uluslararası öğrenci değerlendirme programının araştırma raporuna göre en mutsuz öğrencilerin Türkiye’de olduğu tespit edilmişti. Sonuç, hiç de şaşırtıcı değil aslında.  Bu durumu açıklayabilmek için Türk öğrencilerin eğitim sistemine dahil olduğu andan itibaren geçirdikleri süreçleri duyuşsal yönden gözden geçirmekte fayda var. İlkokul yıllarında öğrenciler henüz oyun çağındayken seviye tespit sınavlarında birbirleri ile kıyaslanmaya başlıyorlar. Ergenlik sorunlarını sağlıklı atlatmaları gereken ortaokul yıllarında ise liseye geçiş sınavları ile mücadele etmeye zorlanıyorlar.Hemen ardından lisede üniversiteye geçiş sınavı ile aynı mücadele temposuna sürüklenmeye devam ediyorlar.

Fotoğraf1564

Çoktan seçmeli sınavlarda başarılı olmak için soru bankalarının arasında kaybolup giderken, çoğu okulda beden eğitimi, sanat gibi fiziksel ve duygusal gelişimlerini destekleyecek derslerden de mahrum kalabiliyorlar. Sınavlara hazırlanan öğrenciler, başka hiçbir eğitim sisteminde bulunmayan bir ders ve kurs yoğunluğuna maruz kalıyorlar.

Hiçbir diploma gençlik yıllarımızdan daha değerli değil

Üniversite diplomasını alana kadar gençler, çoğunlukla kaygı ve stres yaşıyorlar. Çünkü yolun sonunda iş bulma, iş kurma gibi hayatta kalma sorunları onları bekliyor. İş hayatına atıldıktan sonra enerjilerinin en yüksek olduğu ilk gençlik yıllarının heyecan ve canlılığına bir daha dönemeyeceklerini çok geç farkedebiliyorlar. Diploma almak için çocukluklarından beri çabalayan şimdinin yetişkinleri de hayatından o kadar memnun değil. Aklımıza bir soru geliyor hemen.

Nasıl Mutlu oluruz?

Eğitim sistemini kökten değiştirmek çok güç belki ama her öğrencinin sağlıklı iletişim kuracağı bir büyüğünün desteğini almaya ihtiyaç duyduğunu gözardı edemeyiz. Bu desteği vermesi gereken kişiler,  öğretmenler, okul psikolojik danışmanları ve aileler olabilir. Ayrıca, sanat, spor ve sosyal etkinlikler okul programlarında daha fazla yer almalı.Tüm bunların yanı sıra anı yaşamanın kıymetini bilmek ve çocuklarımıza da öğretmek de gerekiyor.  Çünkü çocukluk, ergenlik, gençlik, ilk yetişkinlik dönemlerinden her insan sadece bir kere geçebiliyor.

Yetişkinler ise dostlarıyla, arkadaşlarıyla, ailesi ile daha nitelikli zaman geçirerek ve herşeyden önemlisi insanları severek daha mutlu olabilirler. Ayrıca insanlar psikologlarında sürekli dile getirdiği gibi çalışıp, başka insanlar için faydalı birşeyler yaptıklarında da mutlu oluyorlar. Kişinin hangi meslekten olursa olsun, yaptığı işte başkaları için faydalı bir hizmet verdiğinin farkında olmasının yanı sıra; çocuklarına yemek yapmak, kimsesiz bir çocuğa yeni bir kıyafet almak, komşuya yardım etmek, yaşlı bir tanıdığımızı ziyaret etmek de bir hizmettir ve tüm bunlar insana kendini mutlu hissettirir.  Yani kısacası mutlu bir toplum için; sevmek, üretmek ve anı yaşamak gerek sadece.

MEB 2016 Taslak Programları

Türkiye’de eğitim programı ile ilgili ilk büyük çalışma Cumhuriyet’in ilanı ve Tevhid-i Tedrisat kanunu ile 1924 yılında gerçekleştirilmiştir. Tüm öğretim kurumları medreseler, yabancı ve azınlık okulları, Milli Eğitim Bakanlığı bünyesi altında toplanarak, program üzerinde köklü değişiklikler yapılmıştır.  Laiklik, batıya dönüş ve müsbet bilimler alanlarından önemli yenilikler yapılmıştır.

1578_John__Dewey551

 1924 programının geliştirilmesi sürecinde Türk ve Yabancı uzmanların görüşlerinden yararlanılmıştır. Ünlü eğitimci John Dewey hazırladığı raporda Türk halkının ihtiyaçlarına yönelik program içeriğinin geliştirilmesini ve düzenlenmesini tavsiye eden bir rapor sunmuştur. Rapor, aşırı teorik bilgi yerine günlük hayatın ihtiyaçlarını karşılayan bilgiler verilmesi gerektiğini ifade eder. Programın, gelişigüzel değiştirilmemesi gerektiği  vurgulanır. Uzmanlardan bir diğeri Ömer Buyse, mesleki-teknik eğitim, ziraat okulları programları üzerinde önemle durmuş, tarım okullarına uygulama çiftliklerinin ilave edilmesini önermiştir. Buyse raporunda; meslek okullarından yetişen öğrenciler iyi eğitim aldıkları takdirde iç piyasanın ihtiyacını karşılayabilecekleri gibi ihracat da yapabileceklerini belirtir. Teknik elemana çok ihtiyaç olacağını ve teknik elemanların dünyanın her yerinde iş bulabileceklerini belirtir. Yabancı ülkelerle rekabet ve fiyatların düşürülmesi, teknik çalışma araçlarının geliştirilmesi ve üretimin arttırılması ile mümkün olucağını söyler.

On yıl uygulamada kalan 1926 programında, öğretimin gözleme ve öğrencinin bireysel çalışmasına dayandırılması ilkesi hakimdir. On yıllık bu süreçte, 1930 yılında köy çocuklarını köyün şartlarına ve ihtiyaçlarına göre yetiştirmek için, şehir okulları müfredatının esasları temel olmak suretiyle, “Köy Mektepleri, Müfredat Programı” hazırlanmıştır. Eğitim programlarındaki bu değişikliğin ana sebebi laiklik, batıya dönüş oluşturmuştur.

1948 programında; açıklamalar bölümünde konuların, daim250px-Koyenstituleri_tarla_tarıma insanla olan ilgileri bakımından işleneceği vurgulanmıştır. Bu dönem, öğretmen yetiştiren eğitim enstitülerinin ihtiyaçlarına uygun program düzenlenmiştir. Köy Enstitüleri ile öğretmen okullarının birleştirilmiştir.1948 yılına kadar  kadar uygulanan programların temel felsefesi, yeni yetiştirilecek nesillere cumhuriyet rejimini benimsetmek olmuştur.

1950’lerden sonra masa başında program hazırlama anlayışınının yerini, programlarını geliştirme uygulamaları almıştır. Bu tarihten itibaren programın bir grup okul üzerindeki deneme uygulamalardan elde edilen dönütlere göre tüm okullarda yaygınlaştırılmıştır. 1954’de Türkiye’ye gelen Amerika’lı 25 kişilik öğretmen grubu, ülkenin çeşitli bölgelerinde çalışmalar yapmış ve bu çalışmalar sonucunda “Bolu Köy Deneme Okulları Taslağı”nı hazırlamıştır. 1953-1954 öğretim yılında Bolu ve İstanbul’da pilot uygulaması yapılmıştır. Daha sonra 1954-1955 öğretim yılında Deneme Program Komisyonu tarafından taslak program hazırlanmış ve uygulanmıştır.  Ama daha sonraki yıllarda tüm okullarda yaygınlaştırılmamıştır. Varış’a (1994) göre bu çalışmalar, Türkiye’de program geliştirme çalışmalarının öncüsü sayılmaktadır.

1960 yılı içinde 1948 programlarının ele alınıp düzenlenmesi gündeme gelmiştir. 1961’de, Millî Eğitim Bakanlığı, öğretmenlerin, eğitim kuruluşlarının 1948 programı hakkındaki eleştirilerini istemiş ve bu eleştirileri Talim ve Terbiye Kurulu ile işbirliği yaparak uygulayıcı ve uzmandan meydana gelen bir komisyona inceletmiştir. Bu rapora dayanarak, 1962’de köy ve şehir okullarında çalışan öğretmenlerinden ilkokul müdürü, millî eğitim müdürü, ilköğretim müfettişi, ortaokul ve öğretmen okulu öğretmenleri ile okul-aile birliği temsilcilerinden ve uzmanlardan oluşan bir komisyon “Ön Program Taslağını” hazırlamıştır. Ön Program Taslağı, daha sonra uygulayıcı ve uzmanlardan oluşan bir komisyon tarafından incelenerek son şeklini almıştır. 1962 Program Taslağı, Talim ve Terbiye Kurulu’nca incelenmiş ve uygulamaya konulmuştur. Taslak, yaşantı ve denemelere dayanan bir programdır. Taslak, öğrencilere demokratik bir yaşayış düzeni içinde ihtiyacı olan bilgi, tavır, beceri ve alışkanlıkları kazandırmayı amaçlamaktadır. Altı öğretim yılı süren “1962 Program Taslağı” uygulaması Başkanlıkça takip ve kontrol edilip değerlendirilmiş ve bu değerlendirmeler doğrultusunda Bakanlıkta uygulayıcı, yönetici, eğitimci ve uzmanlardan oluşan bir komisyonca geliştirilmiş bir program halini almış, “1968 İlkokul Programı” olarak kabul edilmiştir.1968 programının amaçları özetle şunlardır:

  • Öğrenciler millî ülkülere uygun nitelikte eğitilmelidir.
  • Her öğrenciye gücünün yettiği nispette gerekli bilgi, beceri, tavır ve alışkanlıkları kazandırılmalıdır.
  • Öğrencilere inceleme, araştırma, bilimsel düşünme ve öğrenme yolları kavratılmalıdır.
  • Öğrencilerin öğrendiklerini yeni durumlara uygulama gücünü geliştirerek, çevresine uyumlu ve etkili bir şekilde yaşaması sağlanılmalıdır. Bu bakımdan; çocuğa gereksiz bilgiler vermek yerine, kendi kendine etkin olması sağlanmalıdır.
  • Öğrencilere gerekli rehberlik yapılmak suretiyle eğitim amaçlarına uygun davranışların kazandırılmasına çalışılmalıdır.

1968 programında beş madde halinde ortaya konulan amaçlar 1992 programında yirmiiki maddeye çıkarılmıştır. Bu programda amaçlar, program geliştirme tekniğine özen gösterilerek hazırlanmıştır. Bilişsel alanın bilgi ve kavrama basamağı ile sınırlı kalmış, analiz, sentez gibi davranışlara önem verilmemiştir.

2000 yılı ilköğretim programının amacı, öğretmen merkezli eğitimi kaldırıp öğrenciyi ezbercilikten kurtarmak, aktif katılımıyla onu düşünmeye, gözlem yapmaya, araştırmaya, sorgulamaya, günlük yaşamla ilişki kurmaya, sorunlarını bilimsel yöntemlerle çözmeye yönlendirmektir.

2004 programında eğitimdeki yeni yaklaşımlar hakimdir. Öğretmenin rolünde değişiklikler olmuştur.  Program öğretmenin derse hazırlık sürecini ayrıntılı yapmayı gerektirmiştir. Daha sonra bu program, 4+4+4 sisteminin gelmesinde sonra ise öğretim programı 2012 yılından itibaren revize edilmiştir.

2017 yılında 2023 hedefleri doğrultusunda 53 farklı dersin taslak programı hazırlanmıştır. Kamuoyunun görüşlerine sunulmuştur. 2017-2018´deki yeni hazırlanan programların 1,5 ve 9. sınıflardan itibaren uygulanmaya başlanacaktır.

2017 taslak programında,  konu yükü azaltılmış, beşinci sınıflara yabancı dil hazırlık sınıfı konulması planlanmış, Fen, Matematik, Teknoloji ve mühendislik bilimlerinin birleştirilmiş bir eğitimi olan STEM programı örnek alınmıştır, ilkokullarda kodlama dersine yer verilmiş, PISA ve TIMSS gibi uluslararası sınavların içeriğinden yararlanılmıştır.

Türkiye’de programlarla ilgili araştırmalar incelendiğinde bugüne kadar birçok ciddi girişlerde bulunulduğu görülmektedir. Son dönemlerdeki programlarda öğrencinin merkeze alındığı aktif öğrenme yaklaşımlarını basılı halindeyken iyi bir şekilde planlandığı görülmektedir. Fakat araştırmalara göre programlar uygulamaya geçtiğinde öğrenci merkezli eğitim kültürünün tam olarak benimsenmediği görülmektedir. Programlar öğrencilerin üst zihinsel beceriler edinmeyi amaçlasa da; LYS, TEOG gibi ulusal sınavlardan ötürü bilgi, kavrama düzeylerindeki öğrenmelerin üzerine çıkılabilmesi halen muallaktadır. 2016 taslak programlarının hayata geçtiğinde bu sorunlara çözüm getirecek uygulamalara da vesile olması umudunu taşımaktayım.

Kaynakça

1996 Milli Eğitimde Yabancı Uzman Raporları

MEB Programları

Tok, G (2003). Türkiye de program geliştirme çalışmaları, Milli Eğitim Dergisi

Varış, F. (1994) Program Geliştirmede Teori ve Uygulamalar

Fotoğrafların kaynağı:

https://tr.wikipedia.org

Türkçe Konuşabilme ve Yazabilme Becerimiz

İnsan dünyaya geldiği andan itibaren anadilini öğrenmeye başlar. Uzmanlar anadilin öğrenilmesi yerine dil edinimi kavramını kullanırlar. Çünkü bu süreç doğal bir şekilde gerçekleşmektedir. Özellikle 0-6 yaş dönemi dil gelişiminin en hızlı olduğu dönemlerdir. Montessori, çocukların bu yaş dönemini “Emici Zihin” kavramı ile açıklar. Çocuklar bu dönemde çevresinde konuşulanları adeta bir sünger gibi kendi zihnine depolar. Bulunduğu ortamda sürekli aynı şarkıyı dinleyen bir çocuğun günün birinde aniden bu şarkıyı mırıldanması gayet normal bir durumdur.

Erken çocukluk döneminden sonra anadil gelişimi, ülkemizde Türkçe dersleri ile desteklenmektedir. Fakat sadece okul sıralarında alınan derslerle bir kişinin Türkçe’sinin gelişmesi mümkün değildir.  Daha nitelikli bir Türkçe dil becerisi seviyesine ulaşmak okul kapılarının arkasında saklıdır.  Bu durumda Türkçe’nin okul kapılarının arkasında nasıl kullanıldığını bilmek gerek. Elbetteki bir öğrencinin Türkçe’yi ailesi ve yakın çevresinde kullanma fırsatı çok fazla ama sokakta herkesin nitelikli Türkçe konuşabildiğini varsayamayız. Bu yüzden Türkçe’yi geliştirmenin en iyi yollarından biri okumaktır.

Okuma alışkanlığına sahip bir kişi akranlarına göre her zaman çok daha iyi derecede Türkçe konuşabilir ve yazabilir. Türkçe’yi kullanma becerisi yüksek olan kişiler birçok alanda daha başarıdır. Bir matematik veya fizik problemini anlamak bile iyi bir Türkçe dil bilgisini gerektir. Özellikle ünivesite sınavlarında ilk yüzdelik dilime giren öğrencilerin Türkçe testinde ortalamanın çok üstünde başarılı olduklarını göremekteyiz.

Araştırmalara göre, güncel öğretim programlarındaki etkinlik tabanlı öğrenme modellerinin doğru anlaşılmadığı görülmektedir. Bunu en çok yapılandırmacı öğrenme yaklaşımının sınıf içi uygulamalarını inceleyen araştırmalardan görebiliyoruz. Türkçe’ye en çok zarar veren durumlardan birinin burada gizli olduğunu düşünüyorum. Çünkü etkinlikler çoğu defa araç olması gerekirken amaç olarak görüldüğü için öğrencilerin kitap gibi yazılı materyallerden bilgiyi okuması ihmal ediliyor. Öğrenciler bu durumda okuduğu hazır bilgilerden Türkçe’yi kullanarak özgün bilgiler üretemiyorlar.

Finlandiya Eğitim Sisteminde Neler Değişiyor?

 Finlandiya Eğitim Sisteminin Mevcut Durumu

Finlandiya’nın eğitim sistemi Dünya’da en çok merak edilen eğitim sistemidir. Özellikle PISA sınavlarında en başarılı ülkelerden biri olmasının büyük etkisi var şüphesiz. Sari Muhonen, Tımo Holopaınen ve Ulla Ilomäki-Keisala Finlandiya eğitim sisteminin başarısının arkasındaki en önemli şeyin, öğretmen eğitimine verdikleri önemden geldiğini ifade ediyorlar. Finlandiya eğitim sisteminde öğretmenlik mesleği için adayları seçme kriterleri; hukukçuların, tıp doktorların seçilmesinden bile daha zor. Bu ülkede herkes öğretmen olamıyor, adayları öğretmen olarak seçmekte oldukça seçiciler. Üniversiteler öğretmenlere hizmetiçi eğitimleri okullarda yapıyor.

20161210_164603

Finlandiya’da zorunlu eğitim 9 yıl, lise ise zorunlu değil. Liseler bizdeki meslek liseleri ve genel lise gibi ikiye ayrılıyor ve iki lise türü arasında geçişler yapılabiliyor. Üniversiteleri ise genel bilimler ve politeknik okulları olarak ikiye ayrılıyor. Meslek lisesinin devamı gibi olan ve iş dünyası için eleman yetiştiren politeknik okulları yüksek lisans seviyesine kadar, genel bilim üniversiteleri ise doktora seviyesine kadar sürüyor.

20161210_161936

Finlandiya eğitim sistemi anayasal rejimden kazanımlara doğru bir hiyerarşik bir sıra ile düzenleniyor. Ayrıca, okulların herbiri birer öğrenme topluluğu olarak birbirlerinden öğreniyorlar.

Aktif öğrenme yaklaşımını kullanan Finlandiya’daki okullardan sanılanın aksine sınıf yönetimi sorunları yaşanmıyor. Çünkü toplumun her kademesinde sorumluluık ve görevlerin yerine getirilme biçimi ile ilgili oturmuş bir kültür var.

20161210_164758

Ölçme değerlendirme sisteminde karne notlarına odaklanmıyor, öğrencileri sürekli test ederek rekabete sokmuyorlar. Sınavlarda öğrenme değerlendiriliyor. “Nasıl daha iyi öğrenebiliriz” sorusu üzerinde durulur. Öğrenciler değerlendirme sürecinin de içine dahil ediliyor.

Finlandiya Eğitiminde Neler Değişiyor?

Finlandiya, kendi eğitim sistemini sorgulamaya başladı. Çocukların gelecekte yaşayan  yetişkinler oldukları için, gelecek için yetiştirilmesi gerektiğini düşünüyorlar. 19. Yüzyıl’ın ihtiyaçlarına yönelik olan eğitim sistemiyle 21. Yüzyıl ihtiyaçlarını kaşılayamayacaklarını farkettiler. Bunun için 21. Yüzyıl için gerekli olan becerileri tespit ederek yeni bir eğitim sistemi planladılar. 2020 yetkinliklerini ortaya koydular.

                         20161210_163615

 Finlandiya eğitim sistemindeki önemli değişiklikler şu şekilde sıralanabilir:

  • Finli öğrencilere disiplinlerarası bir eğitim verilecek. Yanlız Finli uzman eğitimcilerden Sari Muhonen, Tımo Holopaınen ve Ulla Ilomäki-Keisala kendilerine yöneltilen bir soruda bunun Tükiyede’ki özel okulların bazılarında uygunlanan PYP sorgulama merkezli öğrenme yaklaşımı ile bir benzerlik göstermediğini söylediler.
  • Öğrencilerin çoğu günümüzde internet kullandıkları için bazı bilgileri hatırlamak zorunda değiller. Bu yüzden bilgileri aktif bir şekilde öğrencek biçimde planlamalar yapmak gerekir. Bunun için küçük gruplar halinde öğretmenlerle beraber problemleri tartışarak çözmeye çalışacak.
  • Farklı branşlardaki öğretmenler disiplinlerarası eğitim anlayışı gereği birlikte çalışma planları hazırlayacaklar.
  • Okulda geçirilen süre azalıyor. Ortalama 5 saat olarak ayarlanacak.

 

 

Kaynak:

Eğitim Değişim Konferası-Finlandiya’nın Son Müfredat Değişikliği Paneli: Sari Muhonen, Tımo Holopaınen ve Ulla Ilomäki-Keisala, Prof. Dr. Mustafa Özcan, Figen Atalay

PISA 2015 Türkiye Sonuçlarının Araştırılması

PISA’da yani “Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı”nda okulda öğretilen bilimsel bilgi artışının değerlendirilmesinden ziyade bilimsel bilgilerin günlük yaşamda kullanımının değerlendirilmesine odaklanıldığından; ders adları yerine “Fen Okuryazarlığı, Matematik Okuryazarlığı, Okuma Becerileri” kavramları kullanılmaktadır. PISA sadece öğrencilerin okul yaşamları ile sınırlı değil, gündelik yaşam çerçevesindedir.   Örgün eğitime devam eden 15 yaş grubundaki öğrencilerin, üst düzey zihinsel süreçlerin ve öğrenilenlerin gerçek yaşama aktarılmasının değerlendirilmesi esas amaçtır.

pisa-2

http://www.oecd.org/pisa/

2003’ten bu yana fen okuryazarlığı, matematik okuryazarlığı ve okuma becerileri puanlarının artışı, Türkiye eğitim sisteminde ilerleyişi işaret etmiş, yüzleri güldürmüştü. Fakat yeni açıklanan PISA 2005 sınavının sonuçlarının çok daha  önceki yılların sonuçlardan bile daha  düşük olduğu görülmektedir. 72 ülke arasında Türkiye, fen okuryazarlığı alanında 52’nci, okuma becerileri alanında 50’nci, matematik alanında ise 49’uncu sırada yer aldı. araştırılması ve düşünülmesi gereken soruları gündeme getirdi. Bu sorular şunlar olabilir:

  • Sınavda üstün başarı gösteren Japonya, Estonya, Finlandiya ve Kanada gibi ülkelerin eğitim sistemi nasıldır?
  • Türk öğrencilerin birçok ülkeden geri kalmasının sebepleri ve Türk eğitim sisteminin önündeki engeller neledir?
  • Eğitim programlarımız PISA gibi sınavlarındaki ölçme değerlendirme yaklaşımı ile uyumlu öğrenme yaklaşımlarına yer vermesine rağmen neden sonuçlar beklendiği gibi değildir?
  • Türkiye’de ölçme değerlendirme sistemimiz, üst düzey zihinsel süreçlerin ve öğrenilenlerin gerçek yaşama aktarılmasının değerlendirilmesine ne kadar yer veriyor? Türk öğrenciler PISA sınav sisteminde ölçme değerlendirme etkinliklerine aşinalık durumları nasıldır?

 

 

 

Öğrenimin Kişiselleştirilmesi

           Kişiselleşme her geçen gün biraz daha fazla ön plana çıkıyor. Konutlar, teknolojik araç-gereçler, tekstil malzemeleri vb. kişilerin farklı tercihlerine imkan verecek şekilde üretiliyor. Tüm bu gelişmeler, bireye verilen önemin arttığını, bireyin kişiliğini ortaya koymada özgürleştiğini göstermektedir. Aynı durum bireylerin okul ortamında  öğrenme yolları için de geçerli olmalıdır. Tek tip yapılan öğretim yerine çeşitli öğrenme stillerini kullanmaya ve geliştirmeye fırsat veren öğrenme etkinliklerine yer verilmedir.

yeni-bit-eslem-resmi

            Sanayi toplumlarındaki fabrika benzeri okullarda tek tip birey yetişme modeli artık çok gerilerde kaldı. Özellikle 1980’li yıllardan itibaren Piaget’in, Gagne’nin, Bloom’un, Maslow’un çalışmalarının etkileri görülmeye başlamıştır. Bunlar bilişsel ve hümanistik kuramlardır. Bilişsel süreçlerin yanında kişilerin hangi yollarını kullanarak öğrendikleri de dikkate alınmaya başlamıştır. Kişilerin öğrenme yolları eğitim literatüründe onların öğrenme stili olarak kabul edilir.

        Her bireyin farklı özgeçmişi, güçlü ve zayıf olduğu alanlar, sorumluluk duygusu, motivasyon düzeyi ve farklı çalışma alışkanlıkları vardır. Öğrenme stili kişisel öğrenme yolumuzdur. Öğrenme stili parmak izi kadar kişiye özgüdür aslında. Hatta öğrenme stilleri aynı olan iki kişi bile yoktur. Herkesin öğrenme tür, hız ve kapasitesinin farklıdır. Uygun öğrenme olanağı sağlandığında herkes öğrenebilir. Öğrenciye kendisi için yabancı olan bir hız, ritim ya da dikkat süresi uygulanırsa, öğrenme çok düşük düzeyde gerçekleşir ya da hiç gerçekleşmez.

          Çoğu kişi lise ve üniversite öğreniminde üst düzey matematiksel bilgileri çeşitli alıştırma ve tekrarlarla öğrenmiştir. Oysa bir matematikçi için bu konuları öğrenmek diye bir şey yoktur, o bu konuları algılar. Birçok müzisyen, sporcu ve dil bilimci için de kendi öğrenme stillerine uygun öğretimle daha iyi öğrenirler.

           Bir çocuğun yeteneğini ve güçlü yanlarını ortaya çıkarmak için öğretmenin rehberliği çok önemlidir. Örneğin Süheyl ve Behsat Uygur kardeşler bugün kendileri gibi tiyatro oyuncusu olan babaları tarafından yönlendirilmeseler bu kadar başarılı olmayabilirlerdi belkide. Öğretmen öğrenciler arasındaki faklılıkları gözeterek eğitim programlarını ve ortamlarını düzenlemelidir. Her öğretmenin ders işleme biçimleri farklıdır. Bazıları ilke ve kavramlara, bazılarıysa uygulamalara; bazıları ezberlemeye, bazılarıysa anlamaya önem verirler. Oysa öğretmenin ders işleme biçimi ile öğrencinin öğrenme stili arasına uyum öğrenmeyi etkilemektedir.  programların merkezinde insan olmalıdır. Eğitim programları ise insan temelli yaklaşımlarına dayandırılarak, öğretimin kişiselleştirilmesi sağlanabilir. Bunun için öğrenen pozisyonundaki insan merkeze alınarak öğretim yöntem ve teknikleri seçilmelidir.

           Öğretmenler çoğu defa, sınav sonuçları ile başarı düzeylerini belirlediği için, öğrencileri sınavlara hazırlayabileceğine inandıkları stratejileri tercih etmektedirler. Bu stratejileri kullanmak öğrencilerin bireysel ihtiyaçlarına yönelmek yerine, grubun genel ihtiyaçlarına hitap eden ve herkese uyacağı düşünülen tek tip bir öğretimi ele alınmasına yol açmıştır. Özellikle üniversite sınavı gibi kitlesel sınavların yaygın oluşu bu anlayışın sürmesine sebep olmaktadır. Çoğu defa okul ortamında her şey bir noktaya kadar müsaade etmektedir. Peki ya “Siz sürekli  kendinizi geliştirmek için bir öğrenen olarak, bilgi ve beceri düzeyinizi arttırmak ister misiniz?  Öğrenme stiliniz nedir biliyor musunuz?”

          Bir telefon numarasını hatırlamak için, rakamların gözünüzde canlandığını mı, rakamları size söyleyenin sesini mi, yoksa telefonun tuşlarına dokunduğunuzu mu hatırlarsınız? İlk defa kullanacağınız bir elektronik aleti kılavuzunu tüm ayrıntılarıyla okuyarak mı, kılavuza bakmadan direkt düğmelere gelişi güzel basarak mı çalıştırmayı denersiniz? Tüm bu sorular ve buna benzer olan bir çoğu sizin öğrenme stiliniz hakkında ipuçları verecektir. Yani, siz nasıl daha iyi öğreniyorsunuz?

Akıllı Telefonum Öğrenme Aracım: Bilgi Çağı İnsanı Mobil Öğreniyor

            Günümüzde yaşanan teknolojik ve kültürel ilerlemenin temel sebebi, insanın daima bilme ve öğrenme isteğidir. Toprağın işlenmeye başlaması, düşüncelerin sembollerle ifade edildiği ilkyazılar, matbaanın bulunması, sanayi devrimi ve makineleşme, bilimsel araştırma yöntemleri, telekomünikasyon alanındaki devrim, bilgi işlem ve bilgisayar teknolojisindeki ilerlemeler; bilginin gelişmesi bakımında önemli dönüm noktalarındandır.

yeni-bit-eslem-resmi

              Hızlı bilgi artışına yetişmek her geçen gün zorlaşmaktadır. İnsanlığın her 70 senede toplam bilgisi ikiye katlanmaktadır ve insanlığın sahip olduğu bilginin %90’ının son 30 yılda üretilmiştir. İnsanlar  restoranlarda yemek yerken, yolculuklarda, otobüs duraklarında, gelişen çeşitli teknolojik araçlarla sürekli yeni bilgi edinebiliyorlar. Günümüzde bu duruma en iyi örnek yeni piyasaya sürülen mobil internet cihazlarıdır. Bu cihazlarla insanlar internete her saniye yeni eklenen bilgilere ulaşma imkânı buluyorlar.

             Bilgisayarların yaşamın her alanında kullanılmaya başlamasıyla kurum ve kuruluşlar tamamen değişti. Bir gün insanlar okula, işe, alışverişe, hastaneye, doktora, kütüphaneye, mahkemeye vb. gitmeyebilirler. İstedikleri her yerden bilgisayar ve diğeri iletişim araçlarıyla her türlü faaliyete katılabilir hale gelebilirler.

           Bilgi toplumunda insanlar birlikte bir şey öğrenebilmekte ve paylaşabilmektedir. Bu durumu imkânlı hale getiren ise internet ve teknolojinin gücünü kullanan kitle iletişim araçlarıdır. Sosyal paylaşım siteleri ise günümüzde en popüler iletişim araçlarıdır. İnsanlar artık birbirilerinden haber almak için uzaklık engeli ile karşılaşmamaktadır. Dünyanın farklı kıtalarında yaşayan insanlar bile birbirinden birkaç saniye de haber alabilmektedir. Başka insanlarla tanışmak da artık çok hızlı bir şekilde gerçekleşmektedir. İnsan ilişkileri hızlı başlayıp, hızlı gelişmekte ve çoğu defa hızlı tükenmektedir. Kısacası bilgi toplumunda çok yönlü gelişmeye ve bilgi edinmeye yönelik bir insan anlayışı vardır. İnsanın bilgi teknolojilerine uyum sağlaması zorunlu hale gelmiştir. Bilgi toplumunun insanı, bilginin birikimli olma niteliği nedeniyle yaşamı boyunca öğrenmek kendini geliştirmek zorundadır.

           İnsanlığın geldiği son nokta  akıllı telefonlarla istedikleri her türlü bilgiye anında ulaşmak oldu. Arkadaşlarının hayatları, resmi işlemler, ulaşım durumu, merak ettikleri herhangi bir konu ile ilgili her türlü bilgiye anında ulaşabiliyorlar. Bu teknoloji doğru ve kararında kullanılabildiği zaman çok faydalı aslında. Hatta okullarda eğitim aracı olarak bile kullanılabilir. Tablet uygulamaları bunun için bir başlangıç oldu. İnsanların akıllı telefonlarını öğrenme amacıyla kullanması ise bizi mobil öğrenme kavramına götürüyor.

              Mobil öğrenme bir uzaktan eğitim modelidir. E-öğrenmenin bir uzantısı m-öğrenme olarak karşımıza çıkıyor. Okullarda kullanıldığında mekan ve zamandan ekonomi sağlayarak, eğitimde fırsat eşitliğinin de önünü açıyor. Artık yurt  dışında bir kursa katılmak için binlerce mil uzaklıklara gidip orada belli bir süre konaklamak zorunda değilsiniz. Bundan sonraki bilgi teknolojilerinin hangi noktaya gideceği insanı bilim kurgu filmlerindeki fantezilerin gerçekleştireceğine inandırıyor insanı.

 

 

 

Problem Çözebilen Bireyler Yetiştirebilmek

 

Bireyler çağa uyum sağlayacak bir şekilde ve kalkınma açısından öngörülen dünya şartlarına göre yetiştirilmelidir. Bu amaca hizmet edecek bireyleri yetiştirebilmek için eğitim programlarındaki amaçlar problem çözme becerisinin geliştirilmesine yönelik olmalıdır. Amaçlar problem çözme becerilerinin geliştirilmesine göre belirlendiğinde bundan öğrenme-öğretme ve değerlendirme süreçleri de etkilenecektir. Böylesi bir eğitim programında bireylerin üst düzey düşünmeyi gerektirecek aktivitelerde bulunması gerekecektir. Ayrıca toplumların eğitim politikasın da bireylerin elde edilen bilgileri kullanmaları bekleniyor olmalıdır.

Problem çözme becerisi üzerine yıllar önce öneriler sunan Dewey’e (1966) göre  birey kendini çeşitli deneyimleri yaşayarak tanımalı ve kendine has bir düşünce yöntemi geliştirmelidir. Bilgi her birey için başka anlamlar ifade ettiği için her birey kendi yapısına ve ihtiyaçlarına göre bilgiler edinerek kendini oluşturur.

İlköğretim programları incelendiğinde temel beceriler arasında ortak olarak kullanılanın problem çözme becerisi olduğu görülmektedir(MEB, 2004).

Problem çözme gibi üst düzey düşünme becerilerinin ölçüldüğü PISA sınavlarında Türk öğrenciler fen ve matematik başarısı yönünden son sıralarda yer almaktadır. Türk öğrencilerinin %77,9’u altı yeterlik düzeyine göre, ikinci yeterlik düzeyi ve altında yer almaktadır. PISA fen bilimleri sınavlarında ölçülelen yeterlikler; bilimsel sorunları tanımlama, bilimsel olguları açıklama, bilimsel delilleri kullanma şekildedir (MEB, 2007). Hem MEB (2004) ilköğretim programı tarafından vurgulandığından hem de problem çözen çözen bireyin bir ülkenin kalkınmasında sağlayacağı faydalar  açısından düşünüldüğünde öğrencilerin problem çözme becerilerini geliştirmek önemli bir sorundur (Aşiroğlu,Duruhan,2016).

Problem çözen çocuklar yetiştirebilmek için şunları önerebilirim:

Öğretmenler öğrencilerinini yetiştiriken ezber yönteminden kaçınmalı, öğrencileri düşünmeye teşvik etmelidir. İster fen ister matematik ister sosyal bilimler dersleri olsun, bütün derslerde öğretmenler öğrencileri üzerinde düşünebilecekleri bir problem etrafında yönetmelidir. Örnek olay incelemesi, eğitimsel oyunlar, proje tabanlı öğrenme, öğrenme günlüğü, araştırma soruşturma, paylaşmalı öğretme, yaratıcı drama , deney tekniği, grup tekniği,  tartışma ve gözlem yöntem-teknik-öğretimsel iş-taktiklerin çeşitli kombinasyonlardan oluşan öğretim uygulayabilirler.

Aileler çocuklarını daha okula başladığı yıllardan itibaren onların gelişim sürecini içeren günlük problemlerini kendilerinin çözmesine fırsat vermelidir. Örneğin yürümeye başlayacağı dönemlerde yürümeyi kolaylaştırmak için yürüteç tarzı apararlar kullanmak yerine bebeğin kendi çabalarıyla yürümek için mücadele etmesine fırsat verilebilir. Aynı durum bağımsız yemek yemeğe başlayan bir çocuk için de geçeldir. Hala beş yaşındaki bir çocuğun yemeğini annesinin yedirmesi o çocukta problem çözme becerisinin gelişimi adına doğru bir davranış olamaz.

Problem çözme gibi üst düzey düşünme becerilerini geliştirebilecke akademik kitap ve yayınlardan yararlanılmalıdır

Dünden Bugüne Öğretmen Yetiştirme

Geleceğimiz, çocuklarımız aileden sonra öğretmenlere emanet edileceği için öğretmen yetiştirme bir ülkenin en önemli konularından biri olmalıdır. Ülkemizde son 150 yıldır öğretmen eğitim sistemlerinin geliştirilmesinde çalışmalar yapılmış ve konuyla ilgili çeşitli sorunlar ortaya çıkmıştır. Bu sorunlar şöyle sıralanabilir:

1. Genellikle niteliğe önem verilmeyen bir eğitim politikası izlenmiştir.

2. Eğitimin doğasına uygun kişilikte ve yapıda öğretmenler yetiştirilememiştir.

3. Milli bilinçten yoksun öğretmenler yetiştirilmiştir.

4. Doğaya ve çevreye karşı duyarsız bir öğretmen kitlesi yetiştirilmiştir,

5. Toplumun büyük çoğunluğu öğretmenin çabasını desteklemeden uzak kalmıştır

6. Bir eğitim sorunu olarak öğretmen yetiştirme bir model, para sorunu değil, ciddi olarak ele alınması gereken Devletin temel sorunu olduğu görüşü benimsenmelidir ( Akyüz, Y.)

Öğretmen yetiştiren kurumların tarihi şöyle sıralanabilir:

1. Öğretmen Okulları ( 1975’ e kadar)

2. Köy Enstitüleri ( 1940 )

3. Altı yıllık İlköğretmen Okulları ( 1953 )

4. İki yıllık Eğitim Enstitüleri ( 1973)

5. Eğitim Yüksek Okulu ( 1982)

6. Eğitim Fakülteleri ( 1989 )

Bu kurumların dışında farklı öğretmen yetiştirme programları da uygulanmıştır. İhtiyacın çok olduğu dönemlerde geçici çözümler bulunmuş. 1974 yılında “Gece Öğretimi” (toplam mezun 15.000) ve “Mektupla Öğretim” (toplam mezun 42.141), 1978 yılında da “Hızlandırılmış Eğitim” (toplam mezun 70.557) yoluyla yeterli eğitim almadan çok sayıda öğretmen yetiştirilmiştir (Toplam 120.000 kişi). Ayrıca günümüzde fen- edebiyat mezunları eğitim bilimleri tezsiz yüksek lisans eğitimi aldıktan sonra branş öğretmeni olarak yetiştirilmektedir.

1994 yılı sonunda başlayan ve 1998 yılında tamamlanan YÖK/Dünya Bankası Hizmet Öncesi Öğretmen Eğitimi Projesi kapsamında geçmiş dönemlerdeki öğretmen yetiştirme programlarındaki eksiklik ve aksaklıklar gerekçesi ile eğitim fakültelerinin yeniden yapılandırılmıştır. Yeniden yapılandırmanın en önemli olumsuz yönü öğretmenlik mesleğinin adeta temel ayaklarından birisini oluşturan eğitim bilimleri bölümlerinin lisans düzeyinde kapatılması ve bunun sonucunda üniversitelerdeki eğitim bilimleri kadrolarındaki öğretim üye ve elemanlarının farklı bölümlerde istihdamlarının sağlanarak yapısal anlamda eğitim bilimleri bölümlerinin büyük oranda boşaltılmış olunmasıdır. 2005–2006 öğretim yılı yüksek öğretim istatistiklerine göre: Eğitim fakültelerinde bir profesöre 408 öğrenci düşüyor. Veteriner fakültelerinde bir profesöre 25 öğrenci düşüyor. Ziraat fakültelerinde de bir profesöre 37 öğrenci düşüyor. Bu tablo insan yetiştirmeye ne kadar önem verdiğimizi gösteriyor.

 

Bilgi Toplumunda Öğretmen Nitelikleri

 

ÖZET

Gelişmiş ülkelerin birçoğu bilgi toplumunu yaşarken, gelişmekte olan ülkeler ise sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçiş aşaması yaşamaktadır. Gelişmekte olan ülkelerin kaderi geleceğin bilgi toplumunu oluşturacak olan yeni nesillere bağlıdır. Bilginin katlanarak hızla arttığı bir çağda olduğumuz için öğrencilerin yetiştirilmesinde sık sık yenilikler yaşanmaktadır. Yenilikler ve değişen bilgiler karşında ihtiyaç duyulan öğretmen nitelikleri de değişmektedir. Öğrenciler, okul sıralarında ilk kez sınıf öğretmenleri ile karşılaşırlar. Bu yüzden sınıf öğretmenlerinin toplumsal gelişmedeki rolü büyüktür. Bu araştırma ise bilgi toplumunda ilköğretim sınıf öğretmeninin niteliklerini belirlemeyi amaçlamıştır. Kuramsal olarak hazırlanan bu araştırmada bilgi toplumunda ilköğretim öğretmeninin nitelikleri belirlenmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre bilgi toplumunda ilköğretim öğretmeni şöyle sıralanabilir: İlköğretim öğretmeni, öğrencilerini“öğrenmeyi öğrenme” konusunda yetiştirir; “öğrenen okul” modeline uygundur; “Yaşam boyu öğrenme”yi ilke edinir; bilgi rehberliği yapar; öz değerlendirme yapar; bireysel farklılıkları dikkate alır; bilgi teknolojilerini etkili kullanır; araştırmacıdır; yabancı dil bilir; eleştirel düşünür ve iletişim becerileri güçlüdür.

ANAHTAR KELİMELER: Bilgi Toplumu, İlköğretim, İlköğretim Sınıf Öğretmeni

 

GİRİŞ

Bilgi toplumu kavramı Drucker tarafından kullanılmıştır. Bu toplum tipi ile ilgili kullanılan diğer kavramlar , Mc Luhan’ın “elektronik çağ”, Daniel Bell’in “sanayi sonrası toplum”, Paul Halmos’un “hizmet sınıfı” kavramlarıdır. (Frankel, 1991)

Toplumsal dönüşüm noktalarından her geçişte bilgi, insanlığın vazgeçilmezi olmuştur. Bunun en önemli sebebi, insanoğlunun öğrenme isteğidir. Günümüzde yaşanan teknolojik ve kültürel ilerlemenin tek sebebi de, insanın daima bilme ve öğrenme isteğidir (Çelik, 2005). Beyinde depolanan malumatların bilgiye dönüşümü, bireyin bu beyinde işlenmiş verilere kendine özgü bir değer yüklemesi ile gerçekleşir. Böylece birey, bilgiyi kişiselleştirerek ve içselleştirerek kendine ait yeni bir bilgi üretir. Toplanan veriler, malumat ve bilgiler, insanın zihin süzgecinden geçerek. insan için daha anlamlı hale gelir. (Boiko, 2002).

Bilgi toplumu,anti-endüstriyel bir toplumdur.Yani sanayi ürünleri yerine,bilginin üretildiği ve bilginin alınıp satılan bir meta haline geldiği toplumdur.Bilgi toplumunda bilgi üretimi,üretimin temelini oluşturur. Bilgi üretiminde etkili olan en önemli gelişme ise,bilgisayar ve bilgisayara dayalı bilgi teknolojilerindeki gelişmelerdir. Bilgi toplumu, bilginin depolanmasında, işlenmesinde son derece etikili olan yüzyılımızın son çeyreğinde meydana gelen teknolojik değişimleri içeren, bilgisayar ve bilgi teknolojisi ağırlıklı olan bir toplumdur.(Tonta, 1999). Bilgi toplumlarında bilgisayar ve telekomünikasyon iç içe geçmiştir. Bankalar, mağazalar, devlet daireleri, komşu evler ve işyeri ile bağlantılı olan bilgisayarların, yalnızca iş hayatını değil, aynı zamanda aile yapısını da değiştireceği düşünülmektedir. Üçüncü dalga olarak da adlandırılan bu toplum, gelecekte bürokrasiyi yok edecektir. Devletin rolünü sınırlı tutacak, yarı özerk ekonomilerin oluşmasını sağlayacaktır. Demokratik devletler kurulmaya başlayacak, kendine özgü mantaliteye dayanan savaş biçimi oluşacaktır. Toplumlarda elektronik köşkler meydana gelecektir. Yani evler elektronik aletlerle donanacak, sanat, zanaat, besin üretimi ve diğer küçük çaplı üretimler daha çok ev yönelimli olacaktır. İş yeri arka planda kalacak ev ortamında gerçekleşen yeni işler ortaya çıkacaktır (Toffler, 2008).

Bilgi toplumlarında bilgi sürekli olarak gelişmekte,hızlı bir şekilde yayılmakta ve artmaktadır. “Bilgi çağında insanlığın toplam bilgisi ikiye katlanmış ve insanlığın sahip olduğu bilginin %90’ını son 30 yılda üretilmiştir.” (Elmandjra, 2004). Bilgi toplumuna geçişle birlikte birçok alanda olduğu gibi eğitim alanında da yeni anlayışlar,yeni modeller,yeni öğretim yöntem ve teknikleri ortaya çıkmıştır.

Bilgi patlamasının yaşandığı bilgi çağında, ilköğretim öğrencilerinin bilgi okuryazarı olarak yetiştirilebilmesi için, bilgi toplumunun mantığına ve anlayışına uygun ilköğretim öğretmenlerinin yetiştirilmesine ihtiyaç vardır. Üniversitede öğrendiklerinin üzerine yeni bilgiler katmadan,  25-30 yıl öğretmenlik yapan ilköğretim öğretmenlerin devri artık kapanmıştır. Bilgi toplumunda öğretmen, öğrencilerinin gerisinde kalmamak için gerekirse onlarla birlikte öğrenmelidir.

Ülkemizde sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçiş sürecinin başarılı bir şekilde tamamlanabilmesi için, bilgi toplumuna uygun yeni nesillerin yetiştirilmesi gerekir. İlköğretimde sınıf öğretmeni, bilgi toplumuna uygun bireylerin yetiştirilmesinde temel taşlardan birisidir. Birçok sınıf öğretmeni, üniversite eğitiminden sonra mesleklerinin ilk yıllarında genelde kırsal kesimlerde çalışmaktadırlar. Bu yüzden sınıf öğretmeni, yalnızca öğrencileri yetiştirmekle kalmaz aynı zamanda bulunduğu çevrede örnek birey olarak çevresini de aydınlatır. Öğretmen, bulunduğu çevreyi, bilgi toplumuna geçebilmesi için zihinsel olarak hazırlar. Öğretmenin bulunduğu çevreyi ve öğrencilerini bilgi toplumunun gerektirdiği insan profilinden haberdar etmesi, bilgi toplumunun yeniliklerini yakalayabilmek adına önemli bir adım olabilir.

Bu araştırmanın amacı, bilgi toplumunun gerektirdiği eğitim ve öğretim anlayışından yola çıkarak ilköğretim sınıf öğretmeninin bilgi toplumu eğitimve öğretim anlayışına uygun niteliklerini belirlemektir. Bilgi toplumuna geçen ülkeler, eğitimde insana yatırım yapmaktan kaçınmamakta, nitelikli insanların yetişmesi için eğitime destek vermekte ve maddi kaynaklarının önemli bir kısmını eğitime ayırmaktadırlar. Bu yüzden günümüz bilgi toplumunda tüm mesleklerde olduğu, gibi ilköğretim öğretmenliği profili anlayışında da değişmelere gidilmesi kaçınılmazdır. Bu sebeple bu araştırmada ilköğretim sınıf öğretmenlerinin bilgi toplumuna uygun yeni profilinin belirlemesi amaçlanmıştır.

YÖNTEM

Araştırmada kullanılan model betimsel analiz yöntemidir. Betimsel modeller, geçmişte veya günümüzde var olan bir durumu olduğu şekliyle araştırmayı amaçlayan yaklaşımlardır. Betimsel analiz türünde elde edilen veriler daha önceden belirlenen temalara göre özetlenir ve yorumlanır. Betimsel analizde, görüşülen ya da gözlenen bireylerin görüşlerini çarpıcı bir biçimde yansıtmak amacıyla doğrudan alıntılara sık sık yer verilir. Bu tür analizde amaç, elde edilen bulguları düzenlenmiş ve yorumlanmış bir biçimde okuyucuya sunmaktır (Yıldırım & Şimşek, 2000).

Araştırmada ilk olarak konuyla ilgili ulusal ve uluslararası kaynaklar veri tabanlarından taranmış ve sınıflandırılmıştır. Kaynaklar analiz edilmiştir. Analiz yapılırken, bilgi toplumunda ilköğretim öğretmenlerinin niteliklerinin nasıl olması gerektiği sorusuna cevap aranmış ve öneriler geliştirilmiştir.

BULGULAR ve YORUMLAR

Toplum gelişiminde eğitimin önemli bir öğe olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Gelişmekte olan toplumlarınbilgi toplumu aşamasına geçebilmesi için, eğitimde kademeli olarak değişmeleri,reformları ve yenilikleri gerçekleştirmeleri gerekir. İlk yenilik yapılması gereken kademe ise ilköğretimdir. İlköğretim öğrencilerinin geleceğin bilgi toplumunun ihtiyaç duyduğu bireyler halinde yetiştirilmesi tamamen öğretmenlerin elindedir. Bilgi ve iletişim teknolojisindeki gelişmeler, öğretmen eğitimini ve öğretmenden olan beklentileri değiştirmekte ve buna göre geleceğin öğretmenleri bilgi toplumu eğitim anlayışına uygun bir biçimde şekillenmektedirler.

Öğretmen rollerinde meydana gelen değişim, öğretmen eğitiminde de değişimi ve dönüşümü gerektirmektedir. Öğretmen adaylarının, öğretmenlik mesleğinin gerektirdiği kişilik özelliklerine sahip olup olmaması açısından değerlendirilmesi, Eğitim Fakültelerine girmeden once, öğretmenlik tutum ve davranış testleriyle yapılabilir (Binbaşıoğlu, 2003). Bilgi toplumu eğitim anlayışına uygun öğretmen yeterliliklerinin, öğretmen yetiştirme programı sürecinde öğrenciye sunulan teorik ve uygulamalı çalışmalar aracılığı ile kazandırılması ve beklenen düzeylere eriştirilmesi gereklidir (Yök, 1998). Öğretmen yeterlikleri her branşta farklılık gösterir. Sınıf öğretmenleri birden fazla dersten sorumludur. Bu yüzden sınıf öğretmenlerinin birçok alanda bilgi sahibi olması gerekir. Kendini geliştirmek isteyen sınıf öğretmenleri Milli Eğitim Bakanlığının belirlediği özel alan yeterliklerinden yararlanabilirler  (Meb, 2009).

Bilgi toplumunda aranan ilköğretim öğretmen profili,özellikle öğretim açısından daha önceki  dönemlerin ilköğretim öğretmen profiline göre değişmiştir. Bilgi toplumunda öğrenme süreci, bireyin kendisi tarafından organize edilmekte ve yine kendisi tarafından gerçekleştirilmektedir.   Öğretmenlerin öğretmesi değil, öğrencilerin öğrenmesi, dersin ana amacı olarak belirlenmektedir. Artık bilgi toplumunda öğretim ve öğrenme sürecinin yalnızca öğreten kişi tarafından gerçekleştirilmeyeceği bilinmektedir. (Hesapçıoğlu, 1999).

Ayrıca, günümüz bilgi toplumlarında ilköğretim öğretmeninin, “öğrencinin ilerisinde olması, yol gösterebilmesi, danışmanlık ve kolaylaştırıcılık rolünü oynayabilmesi için, öncelikle kendisini eğitme ve geliştirebilme sorumluluğunu yüklenmesi gereklidir (Fındıkçı, 1998). Öğretmen kendi eksikliklerinin farkında olmalı, bilginin güç ve ana sermaye olduğu bilgi toplumunda, yeterliliğin hayat boyu öğrenmeyle mümkün olduğunu daima bilmelidir. Öğretmen kendini yenilemeye devam etmelidir. Öğrenci de bu süreçte kendine düşen görev ve sorumlulukları yapmalıdır.Bilgi toplumunda öğretmen ve öğrenci arasındaki iletişim engeli, eski toplumlarla kıyaslandığında giderek kaybolmaktadır. Gelecekte, ilköğretim öğretmenleri, bundan böyle tartışmasız tek ve mutlak doğruya sahip olması beklenen kişiler olmayacaklardır. Öğretmenlerden beklenen temel görev; öğrencinin merakını canlandırması, onu araştırmaya yöneltmesi,öğrenciye öğrenmeyi öğrenme ve sistemli çalışma konusunda  yardımcı olmasıdır. (Rust, 1996).

Bilgi toplumunda okul, öğreten okul yapısından,öğrenen okul yapısına bürünmüştür  (Çötok, 2006). Öğrenen okulda güç ve otorite, öğretmende toplanmamaktadır. Karar verme sürecinde hem öğrencilerin hem velilerin hem de öğretmenlerin söz hakkı vardır. Öğretmen ve öğrenciler arasında standartlaşmış uyum yerine,bireyler arasındaki yetenek farklılıkları öne çıkmaktadır.(Oswald, 1997). Öğretmen, ‘öğrenen okul’ modelinde eğitim sistemi içerisinde sistemle ilgili herkesle uyumlu çalışmalıdır.

Bilgi toplumunda ilköğretim öğretmeni; bilgi edinme, bilgiyi seçme ve bilgiden faydalanma süreçlerini iyi bilmelidir. Çünkü çağın beraberinde getirdiği teknolojik imkânların eğitime katkı yapabilmesi,tamamen öğretmenin öğretim sürecini gerçekleştirme başarısına bağlıdır. Öğretmen teknolojiyi ve bilgiyi ne derecede kullanabiliyorsa o derecede başarılı olabilir. Okulun başarısı da öncelikle o okuldaki öğretmenlerin niteliğine ve onların öğretim sürecini başarılı bir şekilde gerçekleştirmesine bağlıdır. Artık bilgi toplumu ilköğretim öğretmenlerinden öğrencilerini yaşam boyu öğrenme becerileri ile donatmaları istenmektedir. Öyleyse, ilköğretim öğretmenlerin öğrencilerine sürekli öğrenme sürecinde model olabilmeleri için, yaşam boyu öğrenen kişiler olmaları gerekmektedir  (Hagger, Burn, Mutton, & Brindley, 2008).

Bilgi toplumunun eğitim felsefesi, post modern bir eğitim felsefesidir. Post modern çağın eğitiminde birey, program ve öğretim yöntemleri önemli elemanlardır. Postmodernizmde “Eğitimli Birey” kavramı yeni bir anlam kazanmaktadır. “Program tasarıları” ve “öğretim yöntemleri” değişmektedir. Bu bağlamda, kitlesel eğitim, yaşam boyu eğitim, elit eğitim, disiplinler arası esnek eğitim, küreselleşme ve ileri eğitim teknolojileri bilgi toplumu eğitiminin temellerini oluşturur. (Kültekin, 2006)

Bilgi toplumunda ilköğretim öğretmeni, programların önerdiği etkinlikleri sınıfın özelliğine gore, esnek bir şekilde sıraya koyarak öğretim ortamını düzenler. Bu sebeple ilköğretim öğretmeni, öğretim sürecini gerçekleştirirken planda olmayan çalışmalara da yer vermelidir.Mesela bir öğrencinin sınıfta öğretmenine sorduğu bir soru,planda olmamasına rağmen projeye dönüştürülmeli ve öğrencilere proje ödevi olarak verilmelidir. Programlar, son yıllarda yapılandırmacı öğrenme yaklaşımına göre düzenlenmektedir. Ilköğretim öğretmenlerinin yapılandırmacılığa uygun ders etkinlikleri hazırlarken şu hususlara dikkat etmeleri gerekir. (Brooks & Brooks, 1993) :

  • Öğrencilerin öğrenme etkinliklerindeki özerkliğini ve önceliğini kabul ederek desteklemelidirler.
  • Öğrencilerin bizzat kullanabilecekleri ve öğrenciler arasında etkileşim sağlayabilecek ham ve fiziki materyallerin yanı sıra, birinci elden kaynakları kullanmalıdırlar.
  • Öğretim etkinliklerinde öğrencilerin yaratma, tahmin,yorumlama, analiz ve sınıflama gibi bilişsel etkinlikleri kullanmalarına olanak sağlamalıdırlar.
  • Öğrencilerin kavramlar hakkındaki görüşlerini sormadan önce öğrencilerin kavramları anlama düzeylerini araştırmalıdırlar.

Bilgi toplumunun inşasında, özellikle de eğitim alanında,  bütün aktivitelerde öğretim merkezli yaklaşımdan öğrenme merkezli aktif öğrenme yaklaşımına geçilmesi gerekmektedir.  Öğretmenlere burada öğrenme sürecini devam ettirmede ve öğrencilerine “öğrenmeyi öğrenmeleri”konularında rehberlik etme görevi düşmektedir. Öğretmenlerin ayrıca, öğretim materyallerinin,ders kitaplarının, bilgisayar yazılım ve donanımlarının hazırlanmasında, yeni öğrenme ortamlarının telekomünikasyon yoluyla düzenlenmesinde, pedagojik tekniklerin ve diğer öğrenmeye destek hizmetlerinin kullanılmasında araştırma kuruluşlarına uzman olarak yardımcı olmaları gerekmektedir. (Ringsted, 1998)

Bilgi toplumunda öğretmen her şeyi bilir diye bir anlayış asla söz konusu olamaz.Ancak bilgi toplumunun ilköğretim öğretmenleri, öğrencilerinin bilgiye ulaşmalarında ve öğrenmeyi öğrenmelerinde çok iyi birer yol gösterici olmalıdırlar. Çünkü bilgi toplumunun  öğrencileri artık okulda öğrendikleri ile yetinmeyecekler, okul dışında da bilgiye ulaşma ve bu bilgiyi kullanma ihtiyacını hissedeceklerdir (Çötok, 2006).

Bilgi devrimi hem yeni ve önemli bilgileri okul ortamına getirdiği, hem de öğrencilerin ihtiyaçları sürekli değiştirdiği için, bilgi toplumunda geniş kapsamlı bir öğretim programı belirlemek gittikçe zorlaşmaktadır.Bilgi toplumuna uygun öğretim programlarında muhtemelen ayrıntılı ders plânları  terk  edilip  daha  çok genel amaçlara odaklanılacaktır.Bilgi toplumu öğretim programlarının hazırlanılması aşamasına  öğrencilerin  katılımları sağlanacaktır. Öğrenme süreci, herkesin kendi hızına göre, zorlama  olmaksızın, bağımsız  olduğu  kadar işbirliğine dayalı yöntemlerle gerçekleştirilecektir. Bu durumda günümüz bilgi toplumu ilköğretim öğretmeninin, öncelikle  kendisini  eğitme ve  geliştirebilme  sorumluluğunu  yüklenmesi  gerekmektedir. Çünkü öğretmen,  kendi yeterlilik düzeyinin farkında olmalı, bilginin  güç  olduğunu, yeterliliğin  sürekli  öğrenmeyle  mümkün olabileceğini, yetersizliğin bedelinin ise çok ağır olduğunu bilmelidir (Çetin, 2004).

Bilgi toplumunun bireyleri,araştırmacı bir ruhla yetiştirilmelidirler. Araştırmacı ruh ve kişiliğe sahip bireylerin yetiştirilmesinde üniversitelere düşen görevlerden biri, yeni toplumdaki bireylerin bireyselleştirilmelerini sağlayacak yöntem ve teknikler geliştirmektir. Bilimsel düşünme ve araştırma alışkanlığı küçük yaşlardan itibaren verilmelidir (Doğan, 2007). Öğretmenlerin öğretme ve araştırma faaliyetlerini yaparken kendilerini aşmaya çalışmaları, geniş ufuklu, takım içinde çalışabilen, iletişim kurabilen, tartışabilen, problem çözme yeteneğine sahip, risk alabilen, çok sesliliğe önem veren, esnek, yeni bilgi teknolojilerinden haberdar olan vebilgi teknolojilerini kullanmasını bilen birer eğitimci olmaları bilgi toplumu ilköğretim öğretmenlerinden istenen temel niteliklerdir. (Numanoğlu, 1999).

Bilgi toplumunda öğretmen ile öğrenci arasındaki iletişim engelleri mutlaka ortadan  kalkmalı,öğrencilerin de söz haklarının olduğu demokratik bir öğretim ortamı hazırlanmalı,sınıf disiplini katı kurallarla sağlanmamalı,esnek katı olmayan,öğrencilerin katılımını da öngören demokratik bir disiplin anlayışı getirilmelidir. Çünkü bilgi toplumuda öğrenci, sınıftaki disiplini sağlamak için sürekli sert görünüşlü ve kızan öğretmen profilini sevmemekte ve bu yüzden okula ve derse yeterli ilgiyi gösterememektedir. Bu yüzden bilgi toplumu ilköğretim öğretmenlerinden beklenen temel görev, öğrencilerin mrak duygularını canlandırmaları ve onları araştırmaya yönelterek, sistemli çalışmalarına yardımcı olmalarıdır. “Öğretmenler öğrencilerin farklı fizyolojik, zihinsel, psikolojik yapılara sahip olduklarını göz önünde bulundurmalı ve öğrencilerini başarılı olabilecekleri konulara yöneltmelidirler. En iyi motivasyon yollarından biri de karşınızdakini dinlemek ve ona fikirlerinin değerli olduğunu hissettirmektir. Öğretmenler çok iyi dinleyiciler olmalıdır” (Fındıkçı, 1998).

Bilgi teknolojilerinde meydana gelen teknolojik dönüşüm,öğretmenin sınıf içerisindeki rolünü de değiştirecektir. Geleneksel olarak öğretmenler birer  “bilgi aktarma aracı” olarak görülmüşler ve bunun yanında da sınıf içinde disiplini sağlama, rehberlik, ölçme ve değerlendirme gibi fonksiyonları da yerine getirenbireyler olarak nitelendirilmişlerdir. Öğretmenlerin yeni görevleri arasında ise, öğretimi planlama ve sınıf içinde bu öğretim planlarının uygulama başarısını denetleme sorumluluğu da bulunmaktadır. Bu yeni görevleri yerine getirebilmeleri için,bir taraftan halen çalışmakta olan öğretmenlerin yeniden eğitimleri gerekirken,diğer taraftan da öğretmen yetiştirmeden sorumlu olan kurumların  öğretim programlarının da öğretmenleri değişen görevlerine hazırlayıcı nitelikte hazırlanılması gerekmektedir (Avcı, Taşçı, Derman & Köymen, 1992).

Bilgi toplumu öğretmeninin öğretim stratejilerinin belirlenmesinde en önemli etken bilgi olmalıdır. Bilgi toplumunun öğretmeni,yerel ve ulusal eğitim amaçlarına ek olarak küresel ve uluslar arası eğitim amaçlarını da benimsemeli ve savunmalıdır.Öğrencilerinin performansını değerlendirdiği gibi kendi performansını da değerlendirmelidir. Eğitimin merkezine kendisini ve öğretmeyi koymaktan ziyade öğrenciyi ve öğrenmeyi koymalıdır. Bilgi toplumunun öğretmeni , uluslar arası eğitim standartlarını yakalamayı ve dünya vatandaşlarını yetiştirmeyi amaçlamalıdır. Kişilerin ve toplumların birbirlerine yaklaşmalarını sağlayıcı etkinlikleri aktive etmelidir (Fındıkçı 2004).

Bilgi toplumunda bireylerin artık en az bir yabancı dil bilmesi gerekmektedir (Bozkurt, 2000). İnternetteki bilimsel yayınların çoğu ingilizcedir. Özellikle öğretmenlerin mesleğindeki gelişmeleri takip edebilmesi için, yabancı dil bilmesi şarttır.  Ayrıca bilgi toplumu öğretmenlerinden, kendi bilim alanlarında son derece güçlü temel bilgilere sahip olmaları ve  bu temel bilgileri nasıl öğreteceklerini bilmelerinin yanında, hemen bütün öğretmenlerden bilgisayar teknolojisine kendilerine yetecek kadar sahip olmaları ve bu teknolojiyi derslerinde etkili olarak kullanmaları beklenmektedir. Çünkü, önümüzdeki yıllarda bilgiye ulaşma yollarının ve karmaşık sistemler içinde insana faydası olacak temel ve doğru bilgilerin alınıp işlenmesi, eğitimin özünü teşkil edecektir. (Ergun, 1996).

Günümüzde bilgisayar destekli eğitim hızla yayılmaktadır.Bu sebeple eğitimi verecek öğretmenlerin, bilgisayar yazılımları ve kullanımları konusunda yetenekli olmaları gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle, eğitimin gittikçe bilgisayar destekli eğitim haline gelmesi sonucunda bilgisayar yazılımı ve kullanımı konusunda bilgili eğitimciye ve uzman ekipmana duyulan ihtiyaç ta artmaktadır. Bilgisayar okuryazarı olarak da ifade edilen bu eğitim personelinin günümüz eğitim kurumları açısından oldukça büyük önemi bulunmaktadır (Şentürk, 2008,).

SONUÇLAR VE ÖNERİLER

Bilgi toplumu sürecinde ilköğretim öğretmeninin nitelikleri ana hatları ile şu şekilde tespit edilmiştir :

  • Öğrencilerine “öğrenmeyi öğrenme” konusunda yardımcı olur.
  • İlköğretim öğretmeni, “Öğrenen okul” modeline uygun olan bir öğretmendir. İlköğretim öğretmeni,öğretim materyallerinin, ders kitaplarının, bilgisayar yazılım ve donanımlarının, telekomünikasyon teknolojisine uygun yeni öğrenme ortamlarının hazırlanmasında, eğitim sisteminin diğer çalışanları ile birlikte çalışır.
  • Mesleki gelişiminde “Yaşam Boyu Öğrenme” modelini benimser.
  • Bilgi toplumu ilköğretim öğretmeninin temel görevi, öğretmekten ziyade, bilgi rehberliği ve öğrenme rehberliği yapmaktır.
  • Bilgi toplumunun ilköğretim öğretmeni,Öğrencilerinin performansını değerlendirdiği gibi kendi performansını da değerlendirir (öz değerlendirme).
  • Bilgi toplumunun ilköğretim öğretmeninin,hedefi uluslar arası eğitim standartlarını yakalamak ve dünya vatandaşlarını yetiştirmektir.
  • Bilgi toplumunun ilköğretim öğretmeni,öğrencilerini çok iyi tanır, bireysel farklılıkları dikkate alarak öğrenme ortamını düzenler. Öğrencilerinin ilgi ve yeteneklerine göre zihinsel ve bedensel gelişmesini sağlar.
  • Bilgi toplumunun ilköğretim öğretmeni,okulunun bulunduğu çevrede velilerin ve sosyal kurumların eğitim sürecine katılmasını sağlar.
  • Bilgi toplumunun ilköğretim öğretmeni,bilgi teknolojilerini etkili bir şekilde kullanır. Bilgi teknolojileri ile ilköğretim eğitimi alanındaki bilgilere ulaşır, mesleği ile ilgili yeni bilgileri üretir ve meslektaşları ile bilgi paylaşımı yapar.
  • Bilgi toplumunun ilköğretim öğretmeni, bilgiye açık araştıran, sorgulayan, bilgileri paylaşan bir kişidir.
  • Bilgi toplumunun ilköğretim öğretmeni,öğrencinin zayıf olan yönlerini güçlendirmekten ziyade,öğrencinin güçlü veya yetenekli olduğu konularda gelişmesine yardım eder.
  • Bilgi toplumunun ilköğretim öğretmeni,öğretim süreci esnasında çeşitli öğretim yöntem ve tekniklerini bir arada etkin olarak kullanır ve bu yöntem ve tekniklere uygun eğitimsel etkinlikler düzenler.
  • Bilgi toplumunun ilköğretim öğretmeni,en az bir yabancı dil bilir.
  • Bilgi toplumunun ilköğretim öğretmeni,eleştirel düşünme becerisine sahiptir.
  • Bilgi toplumunun ilköğretim öğretmeninin,iletişim becerileri gelişmiştir. Ayrıca bilgi toplumunun ilköğretim öğretmeni, öğrencilerin rahatlıkla ulaşabildikleri iletişim kurdukları kişidir.
  • Bilgi toplumunun ilköğretim öğretmeni,öğrenme ortamını öğrencilerin ilgi ve ihtiyaçlarına göre düzenler.

Bu araştırmanın önerileri şunlardır:

  • Türkiye’nin bilgi toplumuna daha erken geçebilmesinde öğretmenlere önemli görevler düşmektedir. Bu yüzden öğretmenler bilgi toplumunun eğitim anlayışları ve eğitim yaklaşımları konularında hizmetiçi eğitim yolula eğitilmelidir. Ayrıca ilköğretime öğretmen yetiştirme programları bilgi toplumu eğitim kriterlerine göre geliştirilmelidir.
  • İlköğretim öğretmenlerinin bilgi toplumu eğitimine hazırbulunuşlukları hakkında araştırmalar yapılabilir.
  • Bilgi toplumunda ilköğretim ve lise branş öğretmenlerinin nitelikleri konusunda da araştırma yapılabilir.